said-i nursi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
said-i nursi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Said-i Nursi Hıristiyan Misyoneri miydi? Ya da gizli bir kardinal miydi?

Said-i Nursi
Said-i Nursi

Said-i Nursi Hıristiyan Misyoneri miydi? Ya da gizli bir kardinal miydi?
İslam alimi sıfatıyla meydana çıkmış ve sözde yüzlerce İslami eser yazmış birinin, Hıristiyanlar ve Hıristiyanlık hakkında bu kadar vahim hatalar içinde bulunabilmesi mümkün müdür? Said’in, kendisine inananları doğrudan küfre/ebedi cehenneme götürecek olan bu yazdıklarını hata ile yazmış olma ihtimali var mıdır? Bu gün dinler arası diyalog fitnesinin ülkemizdeki ayağının temel dayanak noktasının da Kur’an veya Sünnet değil de Said-i Nursi ve risaleleri olduğu düşünüldüğünde, acaba Said, ta o zamanlarda bu günkü fitnelerin temellerini mi atmıştır? Bunun için mi Fener Rum Patriği ile çok sıkı bir dostluğu olmuştur? Bunun için mi Said’in bazı yakın talebeleri ve bağlıları Masonik derneklerin kurucularından olmuştur? Bunun için mi Avrupa’da Risale-i Nur’u  bir Yahudi firması olan SHELL bastırmış ve ücretsiz dağıtmıştır?

İlmihal dersi almış bir Müslüman çocuğunun bile aldanmayacağı bu yanlış bilgileri Said ne maksatla söylemiştir, yazmıştır?  Hıristiyanların ruhban sınıfına mensup olanlarının evlenmediği gibi Said-i Nursi de evlenmedi. Bu yüzden mi “Benim has talebelerim evlenmesinler” dedi? “Has talebeleri” ifadesi ile kast ettiği kişiler gerçekte kimlerdi? Kendi gibi gizli kardinaller mi? Hal böyle olunca “Mezarının Vatikan’da olduğu” yönündeki iddialar da çok manidar değil mi? Acaba “has talebe”lerinden Fethullah Gülen de bunun için mi evlenmedi ve Vatikan’a yaptığı ziyaret sırasında bu yüzden mi “Vatikan’da ölmeyi düşledim.” Dedi? Bu yüzden mi Fethullah Gülen, günümüzde, İslam’ın en temel hükümlerini bile çeşitli taktiklerle inkar edip kaldırmaya çalışıyor ve her yaptığı Hıristiyanlara yarıyor? Bu yüzden mi “has talebe” Fethullah Gülen’in ABD’de onlarca yıldır ikamet ettiği villa bile Hıristiyan Misyonerlerin yaz kampı olarak kullandı bir villa? Bu yüzden mi Gülen’in dünyaya hizmet(!) gayesi ile dağıttığı gençlerin ellerinden hep Hıristiyan Cizvitler(Misyonerler) tuttular ve onların gittikleri ülkelerde hızla kurumsallaşmasına zemin hazırladılar? Bu yüzden mi her sene başka başka devletlerin emniyet ve istihbarat birimleri Gülen’in okullarını CIA ve ABD bağlantısı nedeni ile kapatıyorlar?

Hem biliyor musunuz, 1940-1950’lere kadar İslam aleminde “Nurculuk” diye bir akım, mezhep ya da meşrep yoktu? Bu “Nurculuk’u, deli raporlu Said eli ile Hıristiyan Misyonerleri mi kurdu? Yazarımız Harun Çetin’e ait olan aşağıdaki araştırmayı lütfen bu ön bilgileri göz önünde bulundurarak okuyup tahlil edin ve daha geniş bilgi için www.AkademiDergisi.com ’u  ya da www.gerceksaidinursi.blogspot.com’u ziyaret edin.  (Akademi Yönetimi)



RİSALE-İ NUR’DA HRİSTİYANLIĞA DAİR İFADELER

Dinler Arası Diyalog ihanetinin kilit isimlerinden; Mehmet Aydın kimdir?

Mehmet Aydın
Mehmet S Aydın


Mehmet S. Aydın, 1943 yılında Elazığ’da doğdu. 1966 yılında Ankara İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1967 yılında Felsefe alanında öğrenim almak İngiltere’ye gitti. 1984 yılında profesör olarak Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesine atandı. 2002 yılında yapılan genel seçimlerde İzmir milletvekili olarak parlamentoya girdi. Eserleri; Din Felsefesi, Âlemden Allah’a, İslam Felsefesi Yazıları, Islam en Dialog, İslam’ın Evrenselliği. Mehmet Aydın, bugün Medeniyetler İttifakı denen projeyi yürütmektedir.

Mehmet Aydın, 2. Din Şurasındaki konuşmasında şunları söylemiştir: 

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Risale-i Nur Değerlendirmesi

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Risale-i Nur Değerlendirmesi


(S.5)
Mübarek dinimizin nurlu yolu, insanları gerçek îmana, tevhide götüren îslâm hidayeti Kur'ân-ı Kerim ve Peygamberimiz'in hadîs-i şerifleriyle tesbit ve tâyin edilmiştir. Buna rağmen bu aziz dinin, her asırda bazı aşırı cereyanlar ve Bâtınî hareketlerin tesiri altında gerçek îmana ve esaslarına uymayan alana itildiği de müşahade edilmiştir. İslâm tarihi Haricîlerin, Müşebbihenin, Batınîlerin, Hurufîlerin, imamet fikri ile ortaya çıkanların ve benzerlerinin din adına îslâma yaptıkları zararlar ile doludur.

Bu aşırı ve yıkıcı ceryanların bir kısmı hakikatte siyasî guruplaşma hareketlerini daha tesirli kılabilmek için dinî bir görünüşle ortaya çıkmış, bir kısmı da Kitab'ın ve Sünnet'in savunucuları olarak görünmüşler, fakat îslâmın tevhid akidesini başka yönlere tevcihe çalışmışlardır. Bütün bu cereyanlar arasında Ehl-i Sünnet âlimleri İslâm'ın doğru yolunu müdafaa babında çalışmışlar, sayılamayacak kadar çok eserler bırakmışlardır.

(S.6)
Bu durumda, selef âlimlerinin yaptığı tevcih hareketine uyarak manevi durumumuzun huzura kavuşmasında, İslâm'ın gerçek hüviyetinin gösterilmesini Diyanet İşleri Başkanlığı ön görmüştür. Bu yönden, İslâm'a ve onun tevhit görüşüne zarar veren, itidalini kaybetmiş cereyanların ve maddeci akımların, dinî esaslara uymayan durumlariyle dine karşı olan görüşlerinin efkârı umumiyeye arzını ve bu meselelerde Müslümanları uyarmayı vazife bilmiştir. Bu hususda Misyonerlik, Komünizm, Batınîlik, Biberîlik ele alınacak, esas hüviyetleriyle ortaya konacaktır.

Dikkat; Gerçek İsevilik Bozuldu ve Hıristiyanlığa Dönüştü, Sizi Aldatmasınlar!

Dikkat; Gerçek İsevilik Bozuldu ve Hıristiyanlığa Dönüştü, Sizi Aldatmasınlar!


ÎSEVÎLİK

Îsâ aleyhisselâmın getirdiği hak dîne verilen ad. Îsâ aleyhisselâma nisbetle Îsevîlik, yerleştiği yer olan Nasıra’ya nisbetle Nasrânîlik adı verilmiştir.

Allahü teâlâ insanlara, dünyâda ve âhirette kurtuluşa ermeleri için yol gösterici peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerden bir kısmı yeni bir din getirmiş bir kısmı ise bu dînin emir ve yasaklarını tebliğle vazifelendirilmiştir. Yeni bir din getiren peygamberlerden birisi de Mûsâ aleyhisselâmdır. Mûsâ aleyhisselâma Tevrat adında ilâhî kitap indirildi. Mûsevîlik dîninin esaslarını insanlara tebliğ etmesi emredildi. Mûsâ aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamberler de Mûsevîlik dîninin emir ve yasaklarını insanlara tebliğ ettiler. Peygamberlere karşı çıkan ve hatta onları şehid eden İsrâiloğulları Tevrat’ı ve Mûsevîlik dînini değiştirdiler.

Allahü teâlâ Kudüs yakınındaki Nâsıra şehrine yerleşmiş olan Îsâ aleyhisselâma otuz yaşındayken peygamberlik emrini bildirdi. Îsâ aleyhisselâm insanların Allahü teâlâya inanmalarını ve O’nun emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmalarını istedi. İsrâiloğulları onun dâvetini kabul etmedikleri gibi O’na karşı çıktılar. Îsâ aleyhisselâm birçok mûcizeler gösterdi. Fakat O’na pek az kimse îmân etti. Kendisine îmân edenler arasından seçtiği havârî adı verilen on iki kişiden Allahü teâlâya îmân ve ibâdet edeceklerine dâir söz aldı.


İsrâiloğulları Îsâ aleyhisselâma çeşitli iftiralarda bulunup onu öldürmeye karar verdiler. Hazret-i Îsâ’yı aramaya başladılar. Îsâ aleyhisselâmın havârilerinden Yehûda (Judas) birkaç kuruş karşılığı Îsâ aleyhisselâmın yerini haber verdi. Îsâ aleyhisselâmı yakalamak üzere Yahûdîlerle birlikte eve girince,Allahü teâlâ Yehûda’yı Îsâ aleyhisselâma benzetti. Yahûdîler de onu Îsâ aleyhisselâm diye yakaladılar, haça (çarmıha) gerip asarak öldürdüler. Allahü teâlâ hazret-i Îsâ’yı göğe kaldırdı. Îsâ aleyhisselâm bu sırada otuz üç yaşındaydı.

Said-i Nursi'nin "Müslüman İseviler" iddiası ve kavramı bir TUZAKTIR...

Said-i Nursi'nin "Müslüman İseviler" iddiası ve kavramı bir TUZAKTIR...

Sual: (Hazret-i İsa, kıyamete yakın yeryüzüne inecek, teslis inancını kaldıracak, hakiki Hıristiyanlığı getirecek, Hıristiyanlıkla İslamiyet’i yaklaştıracak, böylece İsevi Müslümanlar ortaya çıkacaktır) deniyor. İsevi Müslüman olur mu? Yani ahir zamanda, iki dinli insanlar mı çıkacak?
CEVAP
Hayır, İsevi Müslüman veya Müslüman İsevi olamaz!

Sütlü idrar veya idrarlı süt denmez, ikisi de necistir. Bu ifade, Müşrik Müslüman veya Temiz necaset yahut Namuslu fahişe tabirine benziyor. Bunlardan biri kötü ise, ötekini de kötü eder. Biri necis ise veya kâfir ise ikisi de, aynı hükme girer.

Kâfirlik kelime oyunlarıyla gizlenmeye çalışılıyor. Süte idrar karıştırınca, bunu İdrarlı süt diye övmekle, İsevi Müslüman demek arasında ne fark vardır ki?


Bir Hıristiyan, İsevi Müslümanım veya Müslüman İsevi’yim demekle Müslüman olmuş olmaz. Dinine, putuna zarar vermez, dinden çıkmış olmaz. Yani bir gayrimüslim, ben Müslümanım dese de Müslüman olmuş olmaz. Fakat bir Müslüman şakadan bile, ben Hıristiyanım dese, onun kâfir olacağı fıkıh kitaplarında yazılıdır. Yani, Müslüman İsevi’yim diyen, kâfir olduğu gibi, Müslüman Musevi’yim diyen de kâfir olur.

Musevilik ve İsevilik hiç bozulmamış olsa bile yahut hakiki halini getirme imkânı olsa da, onlarla amel etmek caiz olmaz. Çünkü İslamiyet’in gelmesiyle, eski dinlerin hepsi nesh edildi yani yürürlükten kalktı. Eski dinlerin kiminde içki haram değildi, kiminde iç yağı haram idi. Kiminde yakın akraba ile evlenmek caiz idi. Bunların hepsi nesh edildi; yalnız İslamiyet ile amel etmek emredildi. Üç âyet-i kerime meali:
(Allah indinde hak din yalnız İslam'dır.) [Al-i İmran 19]

Kalbime Öyle Geldi ki, Bana Malum Oldu ki ve Said Nursi

Kalbime Öyle Geldi ki, Bana Malum Oldu ki ve Said Nursi


"Ben dahi risalelerde kalem oynatamıyorken" mealinde bir sözü kullanmış Said Nursi..

Ayrıca pek çok sözüne delil olarak da Ayet ve Hadisleri ve geçmiş Ehli Sünnet ulemasının eserlerini değil de "Kalbime öyle geldi ki" ve “kalbime ihtar edildi ki” şeklinde kelimeleri kullanmış.

Kalbe gelen ilhamlar şeytandan da olabilir, nefsi de olabilir.
Kalbe gelen ilhamlar da, görülen rüyalar da asla ilmi bir delil kabul edilemez.
Hiç bir gerçek alimin bunları delil diye açıkladığını, yazdığını göremezsiniz...

Yani, bir kişinin ilmi bir mesele hakkında "Ben rüyamda da şöyle gördüm" demesi veya "Kalbime de şöyle geldi" demesi hiç bir Müslümanı bağlamaz. Aklı selim hiç bir samimi Müslüman bu üslubu kullanarak açıklama yapanlara itibar etmez.

Elbetteki Allahü teala sevdiği kullarının kalbine ilham edebilir ve onlara rüya aleminde bir takım hakikatleri bildirebilir ama bu sadece o kişi için delildir. Böyle fazıl, salih kimseler dahi meseleleri izah ederken Kur'an ayetlerine ve Sahih hadislere dayanmalıdır.

Dinler Arası Diyalog Tuzağını Başlatan Said Nursi mi?

Dinler Arası Diyalog Tuzağını Başlatan Said Nursi mi?


Dinler Arası Diyalog Tuzağını Başlatan Said Nursi mi?

"Müslüman İseviler" tabiri Said Nursi'nin uydurduğu bir kelime oyunudur.

Şu anda yaşayan tek bir İSEVİ yani İsa peygamberin dinine tabi olan kişi yok ki bir de bunlar zamanımızda veya ileri de Müslüman İseviler olsunlar?

Varsayalım ki İsevilik bozulup Hristiyanlığa dönüşmedi ve aslı duruyor olsun.. Yine bunlar Müslüman bilinemezler çünkü İsa peygamberin getirdiği hak kitap olan İNCİL in hükmü kalktı. Herkes Kuran'a ve Peygamberimize tabi olmak zorunda.. Peygamberimiz ashabına "Vallahi Musa gökten aranıza inse de siz beni bırakıp ona tabi olsanız dalalete sapmış olursunuz" buyurmuştur.

Sonra Kuran'ı ve peygamberimizi kabul etmeyen bu Hıristiyanlar ola ki hidayet bulup Kuran'a tabi olduklarında da bunlara Müslüman İseviler değil sadece Müslüman denir. İlla başka bir dinden İslam’a döndüklerine işaret edecek bir kelime kullanılacaksa Hristiyanlıktan ihtida eden (hidayet bulan) Müslümanlar denir.. Muhtedi denir.. Tarih boyunca böyle dendi, hidayet bulup İslam’la şereflenenlere…

İşte Said Nursi'nin Üstad Kabul Ettiklerinden Biri Daha; Ali Suavi... Alim mi? Ajan mı? Cahil mi? (Belgesel Video)


Ali Suavi...
Said Nursi'nin de "Üstadım" dediği bir kişi...
Kimine göre ilk Türkçü..
Kimine göre ilk Laiklik savunucusu...
Kimine göre Müçtehid...
Kimine göre İngiliz Ajanı ve fazla zeki bir şarlatan...

İngiltere adına hareket ederek Meşru padişah ve halife Sultan II. Abdülhamid Han'a darbe yapmak isterken 39 yaşında öldürüldü.
KİMDİ BU ALİ SUAVİ?
O'nu çözünce yakın tarihteki bir çok esrarı çözeceksiniz...

"Ey kulum! Yiyip içip şükür edecektin! Şimdi neden bu halde huzuruma geldin!"

"Ey kulum! Yiyip içip şükür edecektin! Şimdi neden bu halde huzuruma geldin!"


Risale-i Nur okuyup(ya da okumaya çalışıp) da karanlık kuyulara dalmamış, ruh sağlığını bozmamış birine rastlamak zor iş... Hele bir de üzerine Fethullah Gülen'in "Buhranlar Anaforunda İnsan" kitabını ve diğer benzerlerini okumuşsa tamam zaten..

Bir ömür bu kişiyi geri kazanmak, dünyada yeşilin, mavinin, güzelliklerin olduğunu gösterebilmek ve İslam'ın bunlara izin verdiğini anlatabilmek mümkün olmaz daha..

Müslüman olmak ve Müslümanca yaşamak için illa Sanattan, estetikten, bilimden-teknolojiden, maddi kuvvet ve refahtan, dünyanın güzide yeşilliklerinden ve maviliklerinden, mimari sanatından, insana meşru dairede saadet veren bunca dünyevi güzelliklerden, meşru dairede müzikten, edebiyattan, şiirden ve daha Allah ve Rasülünün izin verdiği nice güzelliklerden  uzaklaşarak,  saçma sapan ve ilim oldukları iddia edilen, her tarafı felsefe bataklığı olan buhranlara kapılmak ve Risale-i Nur'un size sunduğu bu karanlıklara dalmak zorunda değilsiniz...
Bakarken kör olanların tedavisi, anadan doğma iki gözü körlerin tedavisinden daha zor galiba... Sizi de bakar körlerden ve Allah adına Allah'ın meşru kıldıklarından kaçan ve Allah'ın emretmediği gereksiz buhranlarla dünyasını perişan edenlerden yapmalarına müsaade etmeyin...

Mahşerin Dört Atlısı (Said Nursi, Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Ali Suavi) Safkan İngiliz Atları...

Mahşerin Dört Atlısı (Said Nursi, Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Ali Suavi) Safkan İngiliz Atları...

SAİD NURSİ'NİN "ÜSTADIM" DEDİĞİ CEMALEDDİN AFGANİ 33. DERECEDEN BİR MASONDU...

1996 veya 97’de Aksaray Akgün Otel’de Risale-i Nur toplantısı yapılmıştı. Galiba Filistin’den gelen hatipdi; konuşması içinde “Said Nursi, üstadlarım Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh, Ali Süavi diyor” dedi. Konuşmaları anında tercüme eden Suat Yıldırım Hoca, hatibin bu cümlesini tercüme etmedi. Arkasından, Suriyeli Ramazan el Buti konuştu. İşe bakın ki, bir önceki hatibin söylediğini o da söylemesin mi… Suat Hocamız, Buti’nin o cümlesini de es geçti. Bendeniz, tercümede bazı yerleri niçin atladığını yazıp kâğıdı masaya bıraktım. Suat Hocamız cevap vermek mecburiyetinde kaldı ve “Efendim biz polemik olmasını istemiyoruz” dedi. Hoca kendine göre bu iki ismi yani Abduh ve Cemaleddin Afgani’yi Said Nursi’nin üstadı olarak göstermek istemiyordu. İyi de, Said Nursi kendisi bu isimleri vermekten çekinmemişse bize ne oluyor!..

16 Mart 2006 Perşembe
(Ali Eren, Vakit)

Cennet Mekan Sultan Abdülhamit Han, Cemaleddin Afgani için hatıratında şöyle demiştir.
"Bir de ortaya Cemaleddin Afgani adında bir şartlatan çıktı. Araştırdım ingilizlerin adamıydı"


Peki Cemaleddin Afgani kimdi? Bunu 50 yıldır kalemi ile İslama hizmet eden değerli gazeteci-yazar Mehmet Şevket Eygi'den okuyalım;


----

Camaleddin Afgani'nin iç yüzü


Gençliğimde Cemalüddin Afganî’yi beğenirdim. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeyken, Ankara’daki Afganistan elçiliğine mektup yazmış, Afganî hakkında kitap istemiştim. Onlar da, eksik olmasınlar Afganistan’dan birkaç kitap getirtmişler, bendenize hediye etmişlerdi.

Bu güne değin en çok tıklanılanlar