Gençliği kurtarmak için icad olunan resimli erotik İnciller.

incil
incil

Gazetelerde İncil’i okutma kampanyaları ile ilgili haberler çıkmıştı. Gençler İncil’e, Hıristiyanlığa ilgi duymadıkları için yeni metotlar deniyorlar. Çünkü son 50 yıldır, gençler hızla Hıristiyanlıktan uzaklaşmaktalar.

Sebebi de İncillerdeki çelişkili ifadeler. Çünkü birçok İncil var piyasada. Her biri farklı farklı. Gerçek İncil bir tane olduğuna göre bunların hangisi doğru?

İncilleri okuyanlar manasını anladıkları halde ondan uzaklaşıyorlar. Manasını anlamadıkları halde, Kur’an-ı kerim okuyanların, Müslüman olanların sayısı çığ gibi büyüyor. Bu tespit bizim değil kendilerinin.

Şimdi gelelim haberlerden birine: Resimli incil ile ilgili. İncillerin ‘‘erotik’’ baskısı yapılıyormuş. Sebebi, İncil'i daha çekici hale getirmekmiş. Bunu nasıl yapacaklarını merak ediyorsanız söyleyeyim: Ünlü modellerin fotoğrafları, resimleri konacakmış yeni baskı İncillere.

Kurbanını murdar etme! Fethullah Gülen cemaatine VERME! İslami cemaatlere VER!

nur cemaati
nur cemaati

Fethullah Gülen gizli bir Ermeni, gizli bir Hristiyan ve gizli bir Kardinaldir. Papa tarafından Türkiye'nin gizli kardinali seçilmiştir. Özellikle son yıllarda yaptığı açıklamalar ve aldığı kararlarla bunu kendi kendine ispat etmiştir. Samimi Müslüman kardeşlerimizin, samimi duygular ile ve sırf Allah rızası için yaptığı bağışların, yardımların, verdiği zekat ve kurbanların, tamamen ehli küfrün menfaatine kullanıldığı ve bütün İslam alemine devasa pusular kurulduğu meydandadır. Gülen'in dünyanın çeşitli yerlerinde açtığı okullarına Katolik misyonerler olan Cizvitler aracılık etmiş, önayak olmuşlardır. Dünyanın çeşitli devletleri Gülen'in okullarını CIA'nın paravanı oldukları iddiası ile kapatmışlardır. FBI bile resmi sitesinde Gülen cemaati ile ilişki içinde bulunduklarını itiraf etmiştir. Gülen cemaatinin ortalama olarak beş idarecisinden üçü CIA başta olmak üzere çeşitli istihbarat birimleri ile bağlı haldedir. 

Gülen'in hizmet olarak gösterdiği okullarında gariban ve yardıma muhtaç bir Müslüman evladının elinden tutulduğunu görmek imkansız gibidir. Gülen'in okulları, aldığı bunca yardım, bağış, zekat ve kurbanlara rağmen, öğrencilerinden yüksek meblağlarda ücret almaktadır. Bu yaptıklarına,  İslama ve Müslümanlara hizmet denilemez. Müslümanların inançlarının sömürüldüğü bir ticaret denilebilir. Gülen'in okulları vakıf veya dernek statüsünde değil, şahıslar üzerine kayıtlıdır ve tam bir denetim de mümkün değildir. Bu şekilde bir hizmet de yapılamaz. Verilen yardımların, bağışların, zekatların ve kurban faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin ABD ve İsrail'e aktarıldığı KESİNDİR.

Ayrıca pek çok Türkiye'li müslümandan kurban bedeli olarak toplanan paraların karşılığında gerçekten kurban kesilip kesilmediği de meçhuldür. Bu bedellerin karşılığında şahıslara bir makbuz, bir resmi evrak da verilmemektedir. Tanışık olduğumuz ve eskiden Gülen cemaatine mensup olan pek çok kimse, iddia edildiği gibi yurt dışında pek çok ülkede bu kurbanların kesilmediğini, VATANDAŞIN DOLANDIRILDIĞINI ve MÜSLÜMANLARIN DİNİ İNANÇLARININ SÖMÜRÜLDÜĞÜNÜ söylemektedir.


Gülen'in okullarında çoktandır Hristiyanlığın ve Yahudiliğin de hak olduğu, onların da cennetlik olduğu propagandası yapılmaktadır. Gülen'in okulları tam anlamı ile CIA'nın ve Katolik Hristiyan Misyonerlerinin Müslümanlara kurduğu bir pusudur. Rusya'da bu okullardan birine giden bir Rus kadın, Müslüman olmak istediğini söylediğinde "Neden Müslüman olmak istiyorsunuz ki? Hristiyan kalarak da iyi bir insan olabilirsiniz." cevabını almıştır. Güney Afrika'da bu okullardan birinin düzenlediği bir merasimde oranın Müslüman olmak isteyen çocukları için bu cematin oradaki temsilcileri "Bu çocuklar Hristiyan kalsınlar. Hem namaz borçları da olmaz." diyebilmiştir.

Bütün bunların ispatları ve daha ayrıntılı bilgi için şu adrese bakınız: www.GercekFethullahGulen.blogspot.com

| Mehmet Fahri Sertkaya
www.AkademiDergisi.com 

***

SONUNDA İTİRAF ETTİLER: GÜLEN CEMAATİ İSLAMİ BİR CEMAAT DEĞİL!


Gülen Cemaati Dini Cemaat değilmiş!

Nüzulü İsa'yı (Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne indirilmesini) inkar edenler...

hz isa nüzülü
hz isa nüzülü

Nüzulü İsa'yı inkar edenler...

8 -9 sene önce bir ilahiyat profesörü, muhabir arkadaşımıza “Ahir zamanda Hz. İsa’nın inmesi diye bir şey yok” demiş, bu söz gündeme taşınınca, hocamız geri adım atmış, sözünü yemiş ve “Ben böyle bir şey söylemedim” diye ısrar etmişti.


Niye? Çünkü, o zaman böyle inanç meselelerini inkara ortam henüz müsait değildi. Müslümanlardan sert tepki alınıyordu. Hocanın, kendi sözünü inkarının sebebi buydu.
Aradan seneler geçti; başka ilahiyat profesörleri de ekranlarda “Hz. İsa’nın ahır zamanda geleceğini” açıkça inkar etmeye başladılar. Müslümanlar artık tepki de göstermiyorlardı. Öyleyse 8-9 sene önce Hz. İsa’nın geleceğini inkar edip sonra inkarını inkar eden hocamız için çekinilecek bir durum kalmamıştı. Tehlike geçmişti. İnkarına dönebilirdi. Döndü ve 2005’de o da açıkça “Hz. İsa’nın gelmesi diye bir şey yok!” demeye başladı. 

İstisnalar hariç, zamanımızdaki bazı mert(!) ilahiyat profesörü tipi işte b
udur…

Bu tip proflar, inkarlarını hep müsait ortamlarda yapıyorlar. Prof. Mehmet Aydın da “Hz. İsa’nın ineceğini” Eylül 2005’de, Yeşilköy’deki Katolik Kilisesi’nde inkar etmişti.
Bazıları da bu inkarları için geçen hafta Ceviz kabuğu’nda Hulki Bey’in samimiyetini istismar ettiler. İstismar diyorum, çünkü Hulki Bey’in inkarcı bir kişi olmadığını biliyorum. İlahiyat profesörleri “Yok öyle bir şey” diyorlar, o da öyle duyuyor öyle inanıyor. 

Ceviz kabuğu’nda Prof. İbrahim Sarmış, “Hz. İsa’nın inişiyle ilgili 180 civarında hadis var. Hz. Peygamber’in işi gücü yok, sanki Hz. İsa’nın geleceğini söylemiş durmuş” diyor.
Bu zata, “Siz yoksa Peygamberimiz’i dilsiz mi zannediyorsunuz” demek lazım. Peygamberimiz, ümmetine dünya ve ahiretle ilgili bilgileri bütün ayrıntılarıyla vermesin mi? 

Bu profesörümüz bilmiyor mu ki, hadislerin uzunu var kısası var. 180 hadis nedir ki! Peygamberimiz’in, sadece Veda Hutbesi bile tek başına bahse konu olan 180 hadis kadar tutar. İnsanın böyle konuşması için, hadis ilminde sıfır olması lazım. Bu zat, -okumadıysa bile- 300 bin hadisi ezbere bilen nice hadis hafızlarının bulunduğunu da mı duymadı acaba?
Hem Hz. İsa’nın inişini inkar edip hem de ekranda kendilerinin hadis düşmanı olmadıklarını söyleyenlere, Peygamberimiz’in “Ümmetim sapıklık üzerinde birleşmez” hadisini hatırlatırım. Sapıklık üzerine birleşmeyecek olan bu ümmet, ahır zamanda Hz. İsa’nın ineceğine inanagelmiştir. Buna ne buyurulur? Bu ümmet 14 asırdır sapık inançta mı? 

Hadis düşmanı olmadıklarını söyleyenler samimi iseler, inkar ettikleri meselenin bir inanç maddesi olduğunu ve inanç (itikad) kitaplarımızda yer aldığını niçin söylemiyorlar? Ben söyleyeyim: Bile bile, “Bu bir inanç meselesi değildir” diye gerçekleri gizliyorlar.
Açıkça,“Kitaplarda böyle yazıyor ama, ben inanmıyorum”deseler ya! Demezleeer!
Yeşilköy’deki Katolik kilisesinde, “Bu mesele sadece Hıristiyanlıkta bir inanç meselesidir, İslamda değil” diyen Prof, Mehmet Aydın’a, “Söylediğiniz yanlıştır. Aksine, bu mesele itikad kitaplarımızda yer almaktadır” dediğimde gücü sadece susmaya yetmişti.

Filistin Dramı’nın Düşündürdükleri - Kadir Mısıroğlu

filistin diyalog
filistin diyalog


Filistin elimizden nasıl çıktı ve Yahudi oyunu…


1789 büyük Fransız İhtilâli’ne kadar yahudiler, yaşadıkları her ülkede umûmî bir nefrete muhatabdılar. Kendileri de hayatlarını bu nefretin icabınca şekillendirmiş, hemen her yerde gettolaşmışlardı.

Fakat zamanla maddî bakımdan güçlendikçe Batı sosyetesinde söz sahibi bir hale geldiler ve pek çoğu yahudiliklerini gizleyerek Almanya’da alman, Fransa’da fransız… ilh. telakkî olunabilecek derecede yerleştiler. Fikrî temellerini hazırladıkları Fransız İhtilâli’nden sonra devlet hizmetine kabul olunmak, idârî , siyâsî, askerî… ilh. mevkîler elde etmek imkânına kavuştular. Kendi aralarında millî ve dinî hüviyetlerini muhafaza etmelerine rağmen hârice karşı, her ülkenin sıradan vatandaşları gibi bir görünüme büründüler.

Bilhassa 19. asra gelindiğinde bu gelişme hızlandı ve yahudiler batı âleminde sadece iktisâdî bir güç olmaktan çıkıp aynı zamanda fikrî ve siyâsî bakımdan da içinde yaşadıkları topluluklara nâfiz bir mevkie yükseldiler.

Eskiden en küçük bir memuriyete bile kabul edilmeyen yahudiler artık en üst seviyede siyâset adamı ve hatta subay bile olabiliyorlardı. Fransa’da ki meşhur Dreyfus meselesi bunun tipik bir örneğidir.

19. asır nihâyete ererken Viyana’da “Nueie Freie Presse” (yeni basım) adıyla bir gazete yayınlanmakta idi. Bunun Paris muhabiri olan Teodor Herzl, gazetecilik mesleğinden istifade ederek, Batı’daki nüfuzlu Yahudi âilelerin durumunu inceden inceye tedkik etti. Neticede, yahudilerin Filistin’e dönmek için kuvvet ve kudretlerinin kâfî gelebileceğine hükmetti. Bunun için önce fikri yaymak gerekiyordu. “Der Juden Stat” yani “Yahudi Devleti” ismiyle, Almanca bir kitap hazırladı. Böyle bir dâvâda muvaffakiyetin üç rüknü olması lâzım geldiğini hesap edebilecek bir kimseydi. Bu üç rükün (esas) şöyle sıralanabilir:


1. Fikir 
2. Kadro 
3. Para

Teodor Herzl, fikirlerini duyurmak için 1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde bir Yahudi kongresi topladı. Bu, Yahudilerin Filistin’e dönme hareketini ifade eden siyonizmin ilk kongresidir. “Siyon” kelimesi Kudüs yakınında bir dağın adıdır. Herzl, Yahudilerce Siyonizm hareketinin babası ve İsrâil Devleti’nin kurucusu kabul edilmektedir. 

Kim bu Hüseyin Gülerce? Neye kime hizmet ediyor?

Hüseyin Gülerce
Hüseyin Gülerce

Adam sözde Müslümanlara hitap eden, tersinden okunduğunda adı NAMAZ olan gazetenin ve Gülen cemaatinin etkili ve yetkili ismi... Hüseyin Gülerce...

Ama kimliğinde Musevi yazan bir işadamı öldüğünde ardından "rahmetli" diyebiliyor.. Daha mı ne yapıyor? Okuyun görün...

Müslümanları İslamiyet'ten uzaklaştırdık. Şimdi sıra Dinler Arası Diyalog'da

Diyalog
Diyalog

Misyonerlerin İtirafı

Vatikan ve Kiliseler Birliği adına "Dinlerarası Diyalog" fikrini ortaya atan misyonerler teşkilâtının lideri Louis Massıgnon'un Misyonerler Zirvesi'nde yaptığı konuşma aynen şöyledir:

Said-i Nursi Hıristiyan Misyoneri miydi? Ya da gizli bir kardinal miydi?

Said-i Nursi
Said-i Nursi

Said-i Nursi Hıristiyan Misyoneri miydi? Ya da gizli bir kardinal miydi?
İslam alimi sıfatıyla meydana çıkmış ve sözde yüzlerce İslami eser yazmış birinin, Hıristiyanlar ve Hıristiyanlık hakkında bu kadar vahim hatalar içinde bulunabilmesi mümkün müdür? Said’in, kendisine inananları doğrudan küfre/ebedi cehenneme götürecek olan bu yazdıklarını hata ile yazmış olma ihtimali var mıdır? Bu gün dinler arası diyalog fitnesinin ülkemizdeki ayağının temel dayanak noktasının da Kur’an veya Sünnet değil de Said-i Nursi ve risaleleri olduğu düşünüldüğünde, acaba Said, ta o zamanlarda bu günkü fitnelerin temellerini mi atmıştır? Bunun için mi Fener Rum Patriği ile çok sıkı bir dostluğu olmuştur? Bunun için mi Said’in bazı yakın talebeleri ve bağlıları Masonik derneklerin kurucularından olmuştur? Bunun için mi Avrupa’da Risale-i Nur’u  bir Yahudi firması olan SHELL bastırmış ve ücretsiz dağıtmıştır?

İlmihal dersi almış bir Müslüman çocuğunun bile aldanmayacağı bu yanlış bilgileri Said ne maksatla söylemiştir, yazmıştır?  Hıristiyanların ruhban sınıfına mensup olanlarının evlenmediği gibi Said-i Nursi de evlenmedi. Bu yüzden mi “Benim has talebelerim evlenmesinler” dedi? “Has talebeleri” ifadesi ile kast ettiği kişiler gerçekte kimlerdi? Kendi gibi gizli kardinaller mi? Hal böyle olunca “Mezarının Vatikan’da olduğu” yönündeki iddialar da çok manidar değil mi? Acaba “has talebe”lerinden Fethullah Gülen de bunun için mi evlenmedi ve Vatikan’a yaptığı ziyaret sırasında bu yüzden mi “Vatikan’da ölmeyi düşledim.” Dedi? Bu yüzden mi Fethullah Gülen, günümüzde, İslam’ın en temel hükümlerini bile çeşitli taktiklerle inkar edip kaldırmaya çalışıyor ve her yaptığı Hıristiyanlara yarıyor? Bu yüzden mi “has talebe” Fethullah Gülen’in ABD’de onlarca yıldır ikamet ettiği villa bile Hıristiyan Misyonerlerin yaz kampı olarak kullandı bir villa? Bu yüzden mi Gülen’in dünyaya hizmet(!) gayesi ile dağıttığı gençlerin ellerinden hep Hıristiyan Cizvitler(Misyonerler) tuttular ve onların gittikleri ülkelerde hızla kurumsallaşmasına zemin hazırladılar? Bu yüzden mi her sene başka başka devletlerin emniyet ve istihbarat birimleri Gülen’in okullarını CIA ve ABD bağlantısı nedeni ile kapatıyorlar?

Hem biliyor musunuz, 1940-1950’lere kadar İslam aleminde “Nurculuk” diye bir akım, mezhep ya da meşrep yoktu? Bu “Nurculuk’u, deli raporlu Said eli ile Hıristiyan Misyonerleri mi kurdu? Yazarımız Harun Çetin’e ait olan aşağıdaki araştırmayı lütfen bu ön bilgileri göz önünde bulundurarak okuyup tahlil edin ve daha geniş bilgi için www.AkademiDergisi.com ’u  ya da www.gerceksaidinursi.blogspot.com’u ziyaret edin.  (Akademi Yönetimi)



RİSALE-İ NUR’DA HRİSTİYANLIĞA DAİR İFADELER

Gâvura 'Sen böyle iyisin. Gâvur kal.' diyen Fethullah Gülen

Fethullah Gülen
Fethullah Gülen

Samanyolu Televizyonu’nun 21 Nisan Salı günkü haberinde, Ukrayna’da yayınlanan Favorit isimli mecmuanın Fethullah Hoca ile yaptığı bir röportajdan bahsedildi.

Haber şu başlıkla verildi: DİYALOG ÇALIŞMALARI... GÜLEN UKRAYNA GÜNDEMİNDE... FAVORİT DERGİSİ’NE KAPAK OLDU.


Fethullah Hoca ile ilgili bu haber STV’de verildiği için üzerinde durmaya değer. Habere göre Fethullah Hoca, derginin “Hazreti İsa’nın kişiliği İslam dininde nasıl yorumlanmaktadır?” sorusuna verdiği cevabın bir bölümünde şöyle demiş:

“..... Hz. İsa’ya, Hz. Musa’ya, Hz. Davud’a, Hz. Süleyman’a, Hz. İbrahim’e, kısaca herhangi bir peygambere, bunun gibi İncil’e, Tevrat’a, Zebur’a inanmayan bir kimse asla Müslüman olamaz; bunlardan birine bile inanmamak, kişiyi İslâm dairesinin dışına çıkarır. Bundan dolayıdır ki, İslâm, kendinden önceki İlâhî gelenekleri asla dışlayıcı olmamış, onları kucaklamış, birinci sorunun cevabında arz edilmeye çalışıldığı üzere, onların mensuplarını Ehl-i Kitap olarak telâkki etmiş, kendilerine ona göre davranmıştır.”
Hususiyle dikkat edilmesi için bazı satırların altını çizdim. Gördüğünüz gibi, “İslâm, kendinden önceki İlâhî gelenekleri asla dışlayıcı olmamış,” denilmektedir. Hoca, önce bazı peygamberlerden ve hak kitaplardan bahsettikten sonra, “İlâhî dinler” demiyor da, “İlâhî gelenekler” diyor.
Ancak, Âdem Aleyhisselam’dan beri “İlâhî gelenekler” diye de “İlâhî dinler” diye de bir şey yok, sadece “İlâhî din” vardır o da İslamdır. Çünkü; Allah bir, dini de birdir. Allah’ın -hâşâ- insanların inanmalarını istediği birbirine uymayan ayrı ayrı dinleri yoktur. Kur’an-ı Kerim’in beyanı açık: “Allah indinde din, İslamdır.” (Âl-i İmran sûresi, âyet: 19)

Gerçek böyle olduğu halde, “İslâm, kendinden önceki İlâhî gelenekleri asla dışlayıcı olmamış,” sözünden ne anlayacağız? Eğer “Hıristiyanlığı ve Yahudiliği dışlamamıştır” denilmek isteniyorsa, bunun yanlışlığı ortadadır. Çünkü bu isimleri taşıyan hak bir din yoktur. Yahudilik, Hazreti Musâ’nın tebliğ ettiği hak dinin bozulmuş şeklinin adı, Hıristiyanlık ise Hazreti İsa’nın tebliğ ettiği hak dinin bozulmuş şeklinin adıdır. İslam/Kur’an, bunları dışlamamış değil, tamamıyla dışlamış, mensuplarının da kâfir olduğunu açık açık beyan buyurmuştur. Onun için Peygamberimiz onları İslam/imana çağırmıştır.

Hoca’nın, yukarıdaki sözlerle ne demek istediğini, Favorit Dergisi’nin sorusuna verdiği cevabından anlıyoruz. Fethullah Hoca diyor ki:

“Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi gerekeni söylemektedirler. Bir Müslüman, yani dinlerin temel birliğine inanan biri olarak, onların söylediklerinin bir Müslüman’ın söylediğinden ve söyleyeceğinden farklı olacağını düşünmüyorum. Hz. İsa gibi, bizim nazarımızda ülü’l-azm, yani tarih boyu gelmiş peygamberler arasında en büyük beş peygamberden biri olan bir zatın ardından gitmek, onu takip etmek, yapılabilecek en güzel şeylerdendir.”
Bu sözler karşısında söyleyeceklerimizi söyleyelim:

Dinler Arası Diyalog ihanetinin kilit isimlerinden; Mehmet Aydın kimdir?

Mehmet Aydın
Mehmet S Aydın


Mehmet S. Aydın, 1943 yılında Elazığ’da doğdu. 1966 yılında Ankara İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1967 yılında Felsefe alanında öğrenim almak İngiltere’ye gitti. 1984 yılında profesör olarak Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesine atandı. 2002 yılında yapılan genel seçimlerde İzmir milletvekili olarak parlamentoya girdi. Eserleri; Din Felsefesi, Âlemden Allah’a, İslam Felsefesi Yazıları, Islam en Dialog, İslam’ın Evrenselliği. Mehmet Aydın, bugün Medeniyetler İttifakı denen projeyi yürütmektedir.

Mehmet Aydın, 2. Din Şurasındaki konuşmasında şunları söylemiştir: 

Hristiyan ve Yahudiler, cennete asla giremeyecekler

Hristiyan ve Yahudiler, cennete asla giremeyecekler
Hristiyan ve Yahudiler, cennete asla giremeyecekler



Kur'ân-ı Kerîm'de, Ehl-i kitab tâbiri muharref (aslından bozulmuş, değiştirilmiş) de olsa, Tevrat, Zebur ve incil'i kabul eden Hıristiyan ve Yahudileri diğer müşriklerden ayırmak için kullanılmıştır.

Hıristiyan ve Yahudilerin cennete girecekleri iddiası Kitap (Kur'ân-ı Kerîm), Sünnet ve icmâa(ümmetin ittifak edip, cem oluşuna) uymadığı gibi onlarla tezâd teşkil etmektedir.

Cenâb-ı Hakk (c.c.) Yahudi ve Hıristiyanların kâfir olduklarını ve ebedî olarak Cehennem'de kalacaklarını, Kur'ân-ı kerîm'de şüpheye mahal bırakmayacak şekilde beyân buyurmaktadır. Şöyle ki (meâien): 


"Yahudiler 'Uzeyr Allah'ın oğlu' dediler, Nasrânîler(Hristiyanlar) de 'Mesih Allah'ın oğlu' dediler, bu onların ağızlarıyla söyledikleri sözleri ki önceden küfredenlerin sözlerine benzetiyorlar, Allah kahredesiler nasıl da saptırıyorlar." (Sûre-i Tevbe, 30) ve 

"Elbette küfretti (kâfir oldu) "Allah Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler. Hâlbuki, Mesih şöyle demişti: "Ey Benî israil! Ancak Allah'a ibâdet ediniz. Muhakkak ki o, benim de rabblm, sizin de rabblnlz. Allah'a kim şirk koşarsa, Allah ona cennetini haram etmiştir ve varacağı yer ateştir... ve, zâlimlerin yardımcısı yoktur. Elbette küfretti (kâfir oldu "Allah üçün üçüncüsü" diyenler. Hâlbuki, bir tek İlâhtan başka İlâh yok... (Sûre-i Maide, 72/73)

Esasen Yahudilerin "Uzeyir Allah'ın oğludur" sözleri, Hıristiyanların da "Mesîh (Hz. Isa) Allah'ın oğludur" ve "Allah üçün üçüncüsü" sözleri şirktir. Bu İtikâdda(inanışta) olan Yahudi ve Hrlstlyanlar Allah'a şerik/ortak isnâd ettikleri için müşrikdirler, (Fahruddîn Râzî, Tefsîr-i Kebîr/Mefâtîhu'l-gayb)

Allah'a ve Rasûlü'ne nasıl îmân edileceğini Cenâb-ı Hakk (meâlen) şöyle beyân etmiştir: 

"İmdi onlar sizin İmân ettiğiniz gibi îman ederlerse muhakkak hidâyete ermiş olurlar..."(Sûre-i Bakara, 137), ve 

"Muhakkak o kimseler ki, Allah'ı ve onun peygamberlerini inkâr ederler va Allah (c.c.) ile peygamberlerinin aralarını ayırmak isterler va bâzısına İman eder ve bâzısını inkâr ederler ve bunun arasında bir yol tutmak İsterler. İşte gerçekten kâfir olanlar onlardır. Biz de kâfirler İçin alçaltıcı olan bir azap hazırlamışızdır." (Sûre-i Nisa, 150/151)


Malûm olduğu üzere Yahudiler; Hz. isâ ve Hz. Muhammed aleyhlsselâma İmân etmedikleri gibi; Hıristiyanlar da Hz. Mûsâ ve Hz. Muhammed aleyhisselâma İmân etmemektedirler.

Bu husûsda Elmalılı Hamdi Yazır diyor ki: "Velev bir rasûlü olsun diğerlerinden ayırıp İnkâr etmek mâhlyet-i risâleti inkâr etmektir. Mâhiyet-i risâleti inkâr etmek bütün Peygamberleriyle beraber Hakk Teâlâ'yı inkâr etmekdir," (Hak Dini Kur'ân Dili, 2/1144)

Ehl-i sünnetin icmâ ve ittifakına göre; hem kâfirler, hem de müşrikler "muhalled fin-nâr" dırlar, yâni cehennemde ebedî olarak kalacakladır. Cehennem ebedî olduğu gibi, cennet ehli de ebedîdir. (Merahu'l-Meâli fi Şerhi'l- Emâlî, 79/80)

Bunun aksini iddia edenin dînden çıkacağına icmâ vardır. (Mevsûat'ûl- İcmâ fi'l- fıkhi'l- islâmî, 2/865)

Dikkat Misyoner Var!

fethullah gülen vaazları
fethullah gülen vaazları

Misyonerlerin, müslümanların inançlarını bozmak için takip ettikleri metodlardan bâzıları:

1 - "İslâm ibâdet dînidir, dünyâya âit meselelerle alâkadar olmaz" inancını yerleştirmek. İslâm dîni; îtikâd (inanç), ahlâk, ibâdet, muamelat, ukûbât müeyyidelerden müteşekkil bir bütündür. Böylece dînin sâdece ibâdet kısmı alınarak diğer kısımlarını yok saymak.

2- Gizli-âşikâr şu dört şeyi yaymak: İçki, kumar, zina ve domuz eti. Bu maksatla "insan müptelâ olmadıkça, hoş vakit geçirmek için, biraz kumar oynamanın ve sarhoş etmeyecek kadar içki içmenin herhangi bir mahzuru yoktur" derler.

Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır."

3- "Peygamberlerin İslâm'dan kastının, mutlak din olduğu, Hıristiyanlık, Yahudilik gibi dinlerin de ona ulaştıracağı" bozuk fikrini yerleştirmek. Cennete gitmek için, Allah'a inanmanın kâfî geleceğini; peygamberlere îmânın şart olmadığı fikrini yayarak peygamberleri ve husûsî ile bizim peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâ'yı (s.a.v.) devre dışı bırakmaya çalışmak.

4- Müslümanların inanç esaslarına bid'atler(İslama sonradan sokulan bozuk inanışlar) sokup, islâm'ı gericilik ve terör dîni olmakla itham etmek.

5- "Dînde zorlama yoktur" diyerek, bilhassa kadınlara, hürriyet sevdası aşılamak ve emr-i bi'l-mârûf, nehy-i ani'l-münker vazîfesini (iyiliği emredip kötülükten men etmek vazifesini) unutturmak.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Risale-i Nur Değerlendirmesi

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Risale-i Nur Değerlendirmesi


(S.5)
Mübarek dinimizin nurlu yolu, insanları gerçek îmana, tevhide götüren îslâm hidayeti Kur'ân-ı Kerim ve Peygamberimiz'in hadîs-i şerifleriyle tesbit ve tâyin edilmiştir. Buna rağmen bu aziz dinin, her asırda bazı aşırı cereyanlar ve Bâtınî hareketlerin tesiri altında gerçek îmana ve esaslarına uymayan alana itildiği de müşahade edilmiştir. İslâm tarihi Haricîlerin, Müşebbihenin, Batınîlerin, Hurufîlerin, imamet fikri ile ortaya çıkanların ve benzerlerinin din adına îslâma yaptıkları zararlar ile doludur.

Bu aşırı ve yıkıcı ceryanların bir kısmı hakikatte siyasî guruplaşma hareketlerini daha tesirli kılabilmek için dinî bir görünüşle ortaya çıkmış, bir kısmı da Kitab'ın ve Sünnet'in savunucuları olarak görünmüşler, fakat îslâmın tevhid akidesini başka yönlere tevcihe çalışmışlardır. Bütün bu cereyanlar arasında Ehl-i Sünnet âlimleri İslâm'ın doğru yolunu müdafaa babında çalışmışlar, sayılamayacak kadar çok eserler bırakmışlardır.

(S.6)
Bu durumda, selef âlimlerinin yaptığı tevcih hareketine uyarak manevi durumumuzun huzura kavuşmasında, İslâm'ın gerçek hüviyetinin gösterilmesini Diyanet İşleri Başkanlığı ön görmüştür. Bu yönden, İslâm'a ve onun tevhit görüşüne zarar veren, itidalini kaybetmiş cereyanların ve maddeci akımların, dinî esaslara uymayan durumlariyle dine karşı olan görüşlerinin efkârı umumiyeye arzını ve bu meselelerde Müslümanları uyarmayı vazife bilmiştir. Bu hususda Misyonerlik, Komünizm, Batınîlik, Biberîlik ele alınacak, esas hüviyetleriyle ortaya konacaktır.

Dikkat; Gerçek İsevilik Bozuldu ve Hıristiyanlığa Dönüştü, Sizi Aldatmasınlar!

Dikkat; Gerçek İsevilik Bozuldu ve Hıristiyanlığa Dönüştü, Sizi Aldatmasınlar!


ÎSEVÎLİK

Îsâ aleyhisselâmın getirdiği hak dîne verilen ad. Îsâ aleyhisselâma nisbetle Îsevîlik, yerleştiği yer olan Nasıra’ya nisbetle Nasrânîlik adı verilmiştir.

Allahü teâlâ insanlara, dünyâda ve âhirette kurtuluşa ermeleri için yol gösterici peygamberler göndermiştir. Bu peygamberlerden bir kısmı yeni bir din getirmiş bir kısmı ise bu dînin emir ve yasaklarını tebliğle vazifelendirilmiştir. Yeni bir din getiren peygamberlerden birisi de Mûsâ aleyhisselâmdır. Mûsâ aleyhisselâma Tevrat adında ilâhî kitap indirildi. Mûsevîlik dîninin esaslarını insanlara tebliğ etmesi emredildi. Mûsâ aleyhisselâmdan sonra gönderilen peygamberler de Mûsevîlik dîninin emir ve yasaklarını insanlara tebliğ ettiler. Peygamberlere karşı çıkan ve hatta onları şehid eden İsrâiloğulları Tevrat’ı ve Mûsevîlik dînini değiştirdiler.

Allahü teâlâ Kudüs yakınındaki Nâsıra şehrine yerleşmiş olan Îsâ aleyhisselâma otuz yaşındayken peygamberlik emrini bildirdi. Îsâ aleyhisselâm insanların Allahü teâlâya inanmalarını ve O’nun emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmalarını istedi. İsrâiloğulları onun dâvetini kabul etmedikleri gibi O’na karşı çıktılar. Îsâ aleyhisselâm birçok mûcizeler gösterdi. Fakat O’na pek az kimse îmân etti. Kendisine îmân edenler arasından seçtiği havârî adı verilen on iki kişiden Allahü teâlâya îmân ve ibâdet edeceklerine dâir söz aldı.


İsrâiloğulları Îsâ aleyhisselâma çeşitli iftiralarda bulunup onu öldürmeye karar verdiler. Hazret-i Îsâ’yı aramaya başladılar. Îsâ aleyhisselâmın havârilerinden Yehûda (Judas) birkaç kuruş karşılığı Îsâ aleyhisselâmın yerini haber verdi. Îsâ aleyhisselâmı yakalamak üzere Yahûdîlerle birlikte eve girince,Allahü teâlâ Yehûda’yı Îsâ aleyhisselâma benzetti. Yahûdîler de onu Îsâ aleyhisselâm diye yakaladılar, haça (çarmıha) gerip asarak öldürdüler. Allahü teâlâ hazret-i Îsâ’yı göğe kaldırdı. Îsâ aleyhisselâm bu sırada otuz üç yaşındaydı.

Yeni Osmanlıcılık BOP demektir, Başımıza Kukla Halife Geçirecekler

Yeni Osmanlıcılık BOP demektir, Başımıza Kukla Halife Geçirecekler


Yepyeni Bir Osmanlıcılık

Osmanlı devletini Jöhn Türkler, Yeni Osmanlılar ile yıktılar. Tanzimat bir yenilik hareketiydi. Keza Birinci ve İkinci Meşrutiyet.

Şu günlerde yeni bir Osmanlıcılık çıktı. Laf olarak, slogan olarak... Bu Osmanlıcılığın Büyük Orta Doğu Projesi ile bağlantılı olduğunu sanıyorum.

Peki nerede çıkıyor, nereden geliyor bu Osmanlıcılık? Bizim içimizden mi çıkıyor, yoksa ithal malı mı?

Sakın bu yeni Osmanlıcılık Tel Aviv'de, Washington'da, diğer Siyonist ve Haçlı merkezlerinde imal edilip bizde pazarlanmasın?


Kulağı delik olan, kendilerinde biraz sezgi bulunan Müslümanlar; Siyonistlerin, Haçlıların, emperyalistlerin, sömürgecilerin İslâm dünyasının başına evcil, bağımlı, fantoş bir Halife getirmek istediklerini, bunun için kademe kademe hayata geçirilecek bir plan yaptıklarını duymuşlardır.

Müslümanlar uyanıyorlar, önünde sonunda bir Halife seçecekler, birleşmek isteyeceklerdir. Biz onlardan önce davranalım, bize bağımlı bir Halife seçelim, bu Halife onların birleşmeleri için değil, BOP'un öngördüğü gibi parçalanmalarını, Balkanlaşmalarını sağlasın...

Müslüman oldum, Gerek Yoktu dediler,bunlar Misyonerlik yapıyorlar


misyoner
misyoner

Rus Emine ve Bazı Müslümanlar,

Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya’ya giden ve şu anda Nijninograt şehrinde ticarethane işleten bir arkadaşımın ağzından.

Hadise, arkadaşımın Müslüman arkadaşıyla onun sonrada olan, 20-22 yaşlarında Emine ismindeki hanımıyla ilgili. Emine ismini, Peygamberimiz’in annesinin ismi olduğu için özellikle seçmiş. Emine’nin kocası Tataristan’ın Kazan şehrinden ve Moskova müftülüğüne bağlı Moskova (İslâmî) İlahiyat okulundan mezunmuş.

Arkadaşımın anlattıkları:

“Bu ilahiyat mezunu Rusyalı arkadaşım, bir gün bizim dükkâna geldi.
Yanında da bizim Müslüman hanımların kapandığı şekilde kapalı genç bir hanım vardı. Rusya’da o şekilde giyinen bir hanım yok gibidir. Öyle İslâmî bir kıyafetle görünce memnun oldum ve ayrıca ilgi ve hürmet
gösterdim.

Fettullah Gülen'in kefili CIA ajanı

Fettullah Gülen'in kefili CIA ajanı


Fettullah Gülen, ABD'den Yeşil Kart alabilmek için açıp, kaybettiği davada Rumi Forum'un başkanı Ali Yurtsever'in yardımı ile önemli isimlerden referans mektupları topladı.

Hürriyet Gazetesi'nden Razi Canikligil'in haberine göre Gülen'in ABD'de kalmasına yardımcı olmak için eski politikacılardan CIA ajanlarına kadar pek çok isim seferber oldu.

İşte Gülen'e yeşil kart için kefil olan o isimler:


George Fidas

Gülen'in I-140 yeşil kart başvurusu için mahkemeye sunulan destek mektuplarının ilk sırasında yer alıyor. CIA'dan Analiz ve Prodüksüyon Direktörü olarak emekli oldu. CIA'nın Balkan politikaları uzmanı ve halen Washington Universitesi Uluslarası İlişkiler Bölümü'nde ders veriyor. Yunan asıllı, Joint Military Intelligence Council'de de görevli.

Graham Fuller

Eski CIA ajanı ve yine eski "National Intelligence Council" Başkan Yardımcısı. "RAND Corporation"'da danışmanlık hizmeti veriyor.

Alexander Karloutsos

Gülen için mahkemeye mektup gönderenler arasında ikinci sırada. Merkezi New York'ta bulunan Amerika Yunan-Ortodoks Başpiskoposluğu'nda rahip. Mektubunda Gülen'den övgü ile söz ediyor.

Morton Abramowitz

ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, halen "The Century Foundation" da görevli.

Cesaretiniz var mı? Şu dinler arası diyaloğu ehline soralım?

Cesaretiniz var mı? Şu dinler arası diyaloğu ehline soralım?


Muhterem Diyalogçu kardeşime... Selamdan sonra... Bendeniz isim vererek hiçbir şahsı ve cemaati suçlamam. Tenkitlerim anonimdir. Yazılarımdaki suçlamaları üzerinize almış ve sorularımı, ithamlarımı cevaplandıracak yerde mukabil hücuma geçmişsiniz. Size tekrar çok açık ve seçik şekilde soruyorum:


Birinci soru: Bir tv kanalında bir Alman Diyalog programı yapıyor. Başlangıçta ekranda Sultanahmet Camii görünüyor. Onun arka planından bir haç yükseliyor yükseliyor, camiden büyük hale geliyor. Böyle bir şeyi İslam dini, Tevhid akidesi kabul eder mi? Bunun te'vili var mıdır? Lütfen samimi olunuz ve açık cevap veriniz.

İkinci soru: Mardin'de tarihi Kasımiye medresesinde Dinlerarası Diyalog (veya festival) yapılıyor. Çeşitli kiliselere mensup papazlar, patrikler... Diyanet'in bir müftüsü... Çanlar çılgınca çalınıyor, aynı zamanda Ezan'lar okunmaya başlıyor. Medresenin avlusunda bir havuz var, ortasında tahtadan derme çatma bir köprü yapılmış. Çanlar çalar, Ezan'lar okunurken papazlar ve müftü cenapları tantana ile oradan geçiyorlar. Rivayete göre o köprü Sırat köprüsünü temsil ediyormuş ve üç dinin mensupları oradan geçip Cennet'e giriyormuş... Böyle bir rezalet 1400 yıllık İslam tarihinde görülmüş müdür?


Üçüncü soru: Bir cemaatin gazetesinde "Ehl-i Kitab ile Amentü'de İttifakımız Var" başlıklı bir Diyalog yazısı çıkıyor. Özeti şu: Ehl-i Kitab ile Allah'a, Peygamberlere, ilahi kitaplara iman konusunda birlik halindeymişiz... Şimdi soruyorum: Biz Müslümanlar Tevhid inancına, Hıristiyanlar Teslis inancına bağlıyız. Tevhid ile Teslis birbiriyle bağdaşır ve uyuşur mu?.. Ehl-i Kitab Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamın peygamberliğine, davetine inanmıyor, onu tekzib ediyor. Peki onlarla peygamberlik konusunda nasıl ittifak etmiş oluyoruz? Yine onlar Kur'an-ı Kerimi kabul etmezken, İlahi kitaplar konusunda nasıl birlik olabiliriz? Lütfen zırva te'villeri bırakalım, mertçe cevap verelim.

Fethullah Gülen Soruya Cevap Vermek Yerine Kaçmayı Tercih Etti... Gülen'e Şok Soru;

Fethullah Gülen Soruya Cevap Vermek Yerine Kaçmayı Tercih Etti... Gülen'e Şok Soru;


Kahvaltı ortamında gerçekleşen görüşmede Cüneyt Özdemir'in sorduğu şok edici soru Fethullah Gülen'i kahvaltı masasından kaçırdı. Ve bu soru görüşmeyi bitiren soru oldu.

Gülen ABD Pensilvanya’da yaşadığı 110 dönümlük göletli çiftliğinde, Türkiye’den dört gazeteci ile görüştü. Haber Türk gazetesi yazarı Serdar Turgut, CNN Türk Yayın Danışmanı Ferhat Boratav, 5N+1K programı yapımcısı Cüneyt Özdemir ile Zaman gazetesi yazarı Bejan Matur.

Kahvaltı ortamında gerçekleşen görüşmede Cüneyt Özdemir’in sorduğu şok edici soru Fethullah Gülen’i kahvaltı masasından kaçırdı. Ve bu soru görüşmeyi bitiren soru oldu.

Fethullah Gülen’in yaşadığı çiftlik daha önce Hiristiyan yaz kampı olarak kullanılıyormuş. Şimdi Fethullah Gülen cemaati kullanıyor..!

Time dergisinde Nisan 2010’da yayımlanan bir yazıda Fethullah Gülen’in ilk çalışanlarının da Hıristiyan misyonerler tarafından eğitildiği açıklanmıştı.

İşte o satırlar:

Papa, dünyadan iki kişiyi GİZLİ KARDİNAL TAYİN ETTİ

Papa, dünyadan iki kişiyi GİZLİ KARDİNAL TAYİN ETTİ


(....)

Ne demek bu beyler, ne demek? O Papa ki, bir taraftan dinlerarası hoşgörü turları atarken, diğer taraftan bizi içimizden vuruyor.

Nasıl vuruyor bakın: Hristiyan teoloji uzmanı Aytunç Altındal’ın açıkladığına göre Papa, 1998’de Fethullah Hoca’yla görüşmesinden sonraki günlerde, dünyadan iki kişiyi gizli kardinal tayin etti. Bu gizli kardinaller başka bir dinin mensuplarından seçildi.

Yapılan araştırmaya göre, bu gizli kardinallerden birisi İslam dünyasında “alim” olarak bilinen birisidir. Bu gizli kardinal, mensup olduğu dinin veya mezhebin batıl olduğunu, gerçek dinin Hıristiyanlığın Katolik yorumu olduğunu ilan eder ve bağlılarıyla birlikte bu dine geçer.

ALİ EREN
Gazeteci-Yazar

Dinler arası diyaloğu misyoner cemaati olarak yapıyoruz

Dinler arası diyaloğu misyoner cemaati olarak yapıyoruz


1964 yılında 2. Vatikan Konsilinde kurulan ‘Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası’nın 1973 yılında, sekreterlik görevine getirilen Pietro Rossano, Sekreterya’nın yayın organı Bulletin’deki bir yazısında şunu belirtiyordu:

“Diyalogdan söz ettiğimizde, açıktır ki bu faaliyeti, Kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil’i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilise’nin bütün faaliyetleri, üzerinde taşıdığı şeyleri yani Mesih’in sevgisini ve Mesih’in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, Kilise’nin İncil’i yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır.”

Pietro Rossano, ayrıca diyaloğun şartlar gereği ortaya çıktığını, İseviliği ilk yayan Havarilerin metodu olduğunu şöyle ifade etmektedir:
“Kilisenin henüz bulunmadığı yerlerde tesis edilmesi için yapılan bir faaliyet olarak anlaşılan misyon, artık diyalog olmadan başarıya ulaşamaz.”

1984 yılından beri “Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası”nın başkanlığını yapan Kardinal Francis Arinze ise, geçmişten bugüne gelinen noktayı anlatırken bunun Kilisenin bir misyonu olduğunu ifade etmektedir:

“Papa VI. Paul’ün vizyonu gerçekleşmektedir. Çünkü dinlerarası diyalog, Kilise misyonunun normal bir parçası olarak görülmektedir” (Bulletin, 59/XX – 2, 1985, 124).

Bu güne değin en çok tıklanılanlar